Buraya engin(!) felsefe bilgimle yazmadığım, zamanında yani 2019 da katılmış olduğum liselerarası felsefe yarışmasındaki (bknz: düşünyaz) yazımı eklemek istedim.
Ben seneler sonra tekrar okuduğumda ,ki felsefe tarihi ve bilgi birikimim konusunda hiçbir gelişimim olmadı, bazı açıklar; sapmalar ve asılsızlıklar buldum. Gerçi size verilen sınırlı konu ve 2 saat gibi sınırlı bir sürede max ne yapabilirsiniz ki?(!) yapan yapıyor tabii de.
Neyse tüm bu sapmaları falan göze aldığımızda şey diyorum; Ama felsefe bu! Ne kadar soru o kadar felsefe! Mis gibi olay. Soru sorarak bile felsefe yapabiliyorsunuz. Hele yanlış sorular sormak mı? Sizsiniz en şanslısı!
İşin süsleme ve dalga kısmını bırakıp, yarışma yazımın kopyala yapıştır yapılan kısmına geçiyorum.
//100 üzerinden 80 almışım. İi bence//
Yazı konumu hatırlamamakla birlikte,,
Mutluluğun irdelemesini enine boyuna yapmamı gerektirecek bir konudur herhal diye düşünmekteyim.
(BURADAKİ BAŞLIK DA KAYIP MLSF)
Mutluluk kavramı idealarda mıdır yoksa eylemlerde midir? Mutluluğu getiren gerçekler midir yoksa istekler midir? Mutluluk kavramı herkesçe aynı mıdır yoksa her insanın mutluluk anlayışı farklı mıdır? Mutluluk nesnel ve değişmeyen bir kavram mıdır yoksa değişken bir olgu mudur?Mutluluğu ele aldığımız taktirde görecelik kavramı bizi karşılayacaktır.
Herkesin sözlüğünde mutluluk eş anlamdadır ama dışa vurum şekli farklıdır. Örneğin bir kişi sevindiğinde ağlarken başka bir kişi kahkahalar atar. Kimi mutluluğunu paylaşmayı seçerken kimileri kendiyle baş başa yaşar bu mutluluğu. Çünkü her birey farklıdır, tıpkı mutluluk kavramının işleyişi ve hisettirdikleri gibi. Mutlak bir mutluluktan bahsedilemez kanımca. Çünkü evrensellikten söz edilecek bir algoritmaya sahip değildir mutluluk. Kişilerce ve durumlarca belli bir mekanizması yoktur ve bu mekanizma programlanamaz. İnsan ve bir insan arasındaki fark gibi mutluluk ve bir mutluluk kavramlarını eş görevlerde kullanabileceğimi düşünüyorum çünkü insan denilince akla gelen herkesçe aynı iken bir insan- Ayşe,Ahmet,Cahit vb.- akıllarda farklılıklara sebebiyet vermekte. Mutluluğun algılanış biçimi iki türlü de gerçekleşebilir: Maddesel veya düşünsel. Kişi mutluluğu bir arabada bulabilirken bir başkası mutluluğu idealarında bulabilir. Mutluluk besiyerdir ve/veya hazdır. Bundan çıkarım yaptığımda mutluğun kategorilendiremediğim bir değişken oluşunun varlığından söz edebilirim. Peki nedir bu kategorilendiremediğim değişkenlik?: Kişilere ve belki evrendeki işleyişe has oluşu olabilir mi? Evet,kesinlikle bundan söz ediyorum. Peki bu evrene has oluşu bize evrenle birlikte her gün yeni bir inovasyona maruz kaldığı gerçeğini söylemektedir öyle değil mi? Bundan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum; ne insanlar aynı kalır ne de düşünceleri ve uygulayış biçimleri,davranışları. Peki insanlığın amaçlarının başında gelen bu mutluluk mevzusu her insanda farklı yorumlamalara sahipse ihtiyaç olduğunu söyleyebilir miyiz, ya da haz olduğunu söylesek doğru mu demiş oluruz? Bu iki ilişkilendirmeyi muallaktan uzaklaştırmak istiyorum. Soru: Bir insan ”mutluluk” yokluğunda yaşayabilir mi? Evet. Bu bir ihtiyaç değildir. Maslow’un ihtiyaç teorisini göz önünde bulundurursak ayrı tabii. Maslow’ a göre insan yaşayışını ne kadar iyi hale getirirse yani kendi özüne ne kadar ulaşırsa o kadar insani ihtiyaçlarını karşılamış olur. Ama benim bahsettiğim ihtiyaçlar fizyolojik anlamdadır. Türleri adı altında toplayan canlı oluş, canlılık ve bu canlılığın sürmesi için gerekli ihtiyaçlar fizyolojik olarak ele alınır. Peki o halde bu listede mutlu olmak diye bir ihtiyaç kendini göstermekte mi? Hayır. Mutluluğun varlığı zorunluluk teşkil etmiyor. O halde mutluluk bir istek, bir haz alma durumudur. Kişi düşündükleriyle de mutlu olur eylemleriyle de. Veya maddesel olarak da mutlu olur ama evrene mensub olan bu kavramı maddeselleştirmek sadece mutluluğun geçiciliğini anımsatır bize. Yani gerçek mutluluğu ontoloji disipliniyle ele alırsam bu dediğimi daha da komplike hale getirmiş olurum. E getireyim o halde: Mutluluğun varlığının maddesellikten uzak olduğunu söylemiştik o halde mutluluğu göremiyor dokunamıyor veya da kanıtlarken bir somutluktan bahsedemiyorsak gerçekten mutluluğu nasıl tanımlarız? Mutluluk tanımı gereği soyuttur ve insanın varlığı gibi maddesellikten uzakta kalan idealar gibidir. Descartes’ın dediği gibi: ”Düşünüyorum öyleyse varım.” Mutluluğu düşünüyorum öyleyse mutluyum. Ya da başka bir açıyla bakılırsa mutluluk eylemlerdir. Başarı gibi, sevmek gibi… Eğer mutluluk eylemlerden doğuyorsa düşüncelerle eylemlerin işbirliğinden söz edebiliriz. çünkü insan eylemlerini düşünerek yapabilen/yapmayı seçen veya seçmeyen bir varlıktır. Sonuçta insan insandır işte! Kim kestirebilir bir an sonra ne düşüneceğini. Yani mutluluk aynı zamanda bir seçimdir denilebilir. Onca anlattığım şeylerin bütününe göz attığımda en başta dediğimi tekrarlıyorum. Görecelik, öznellik ve değişkenlik esaslı olan bu varlığın-mutluluğun- kanımca belirli bir izlediği yol yok. Orada burada gezen, ortalıklarda çağrılmayı, düşüncelere değmeyi veya satın alınmayı bekleyen bir varlıktır mutluluk. Sürekli değişim halindedir çünkü herkese uğrar ya da uğramaz, kişiye durumlara ve hislere kim bilir belki bazılarına göre maddeye-tabi mutluluk getirdiğini savunanlar varsa- göre gelişir ve sabit kalmaz. Bu durumda yaşadığımız, yaşayacağımız veya yaşamadığımız her bir anın mutluluğunu kategorize etmek bir hayli saçma olacaktır. Çünkü mutluluk programlanamaz. Mutluluk süreksiz veya sürekli değildir. Mutluluğun bir limiti ya da limitsizliği yoktur. Mutluluğu herşey getirebilir ama bu mutlak bir mutluluk kavramını doğurmaz. Peki o halde bu mutluluğu getiren her şey nedir? Bir kaç örnek verirsek: Bilim,sanat veyahut felsefe. Bu kavramlar mutluluğu bize getirir mi? Eylemlerden ve düşüncelerden bahsetmiştik. Seçimler ve maddelerden… Önceliği sanata vermek istiyorum, sanat düşüncelerin bir dışa vuruş şeklidir. İnsan zihninden bedeninden belki de varlıklar bütünü evrenden doğan sanat, sanatkar insanlar için ya da her insan için bir mutluluk kaynağı niteliğinde olabilir. Çünkü ne demiştim, dışa vuruş. Yani sanat mutluluk verir. Peki ya bilim? Bir hazdan mı doğar? Ya da anlama açlığından mı? Bilim öğrenme şevkinden doğar. Yani evreni anlama isteğinden. Yani bilim de bir istektir. İstekler doğrultusunda gelişen bir kavramdır en başta. Simyacıların ölümsüzlük aşkı ya da fizikçilerin evrenin işleyişini öğrenme istekleriyle başlamıştır bilim serüveni. Ne deriz o halde? Bilim mutluluk verir. Peki ya her şeyin başlangıcı olan bir anlam arama çabası ve merak dürtüsünün oluşturduğu felsefeye gelirsek, mutluluğu bize altın kasede sunmayacak mıdır? Başta bir çaba yok mudur? İnsan neden çabalar? Belki merak belki sevgi belki de nefret. Kısaca insan olmanın temelleri. O halde felsefe de mutluluğu beraberinde getirir. Mutluluk her fazda karşımızdadır. Kişiye oluş ve durumlara göre dallanır,budaklanır.
Saldım gitti. Okumuş olanlarınıza yorumlarını merakla beklediğimi söylemek isterim.
Bir sonraki yazıya dek merakta kalın;)
