İstanbulluyum demek

”Hadi l*n ordan, kütüğünü de bana sen. Baban nereli baban!”

Ve evet.

Bu konuyla uzun soluklu sessizliğimi bozuyorum.

Yetkin olmayan etkinliğimin sınırına dayanmışım belli ki, ne yazacağımı bilemedim ve yine tecrübe aktarımına karar verdim.

Konu da, kendini böyle gün yüzüne çıkardı parmaklarım klavyede geziniyorken.

Doğma büyüme İstanbul’lu biri olarak istanbul’un hakkını veremediğimi ve en dandiğinden bir İstanbul’lu oluşumun hikayesini anlatıyorum şu anda.

Ben belli bir yaşa kadar ‘aman oraya gitme oralar tehlikeli, aman çok uzak, oraya gittiğinde gelişin çok geç olur, aman ortalık zaten karışık’ sözleriyle kafeste kalmış bir İstanbul kuşuyum.

Hatta o denli uzakmışım ki İstanbul’lu olmaya, İzmir’de insanların doğduğum şehir ile edindikleri güzel anılarını anlattıklarında, aynı frekansta hissedemediğimde anladım bunu.

Gel zaman git zaman ben bunu epeyce dert edindim kendime, yaz tatilinde kendimi istanbulla tanışmaya zorladım. Kalabalığın, gürültünün ve envai çeşit olayın da sizinle geldiği bir şehiri tanımaya çalıştığınızda işler o kadar da kolay ilerlemiyor elbette.

İstanbul bana hep büyülenmem gereken bir şehir gibi gelmiştir. Bunun sebebi de annem ile babam çok büyük ihtimalle. Onların şehri çünkü istanbul. Büyüdükleri, özgür oldukları, bağlandıkları, aşık oldukları ve hayatlarını anlamlı kılan her şeye sahip oldukları şehir İstanbul. Benim için de öyle olmasını isterdim fakat ne ‘İstanbul’da aşk başka’ dedim ne de ‘Ey İstanbul! Sen mi büyüksün ben mi!’… Şikayetim birazcık aileme sanırım. Beni İstanbul’un pisliğinden uzak tuttuğunuz için size sevgiler, öpücükler:)

İşin bir başka kısmı var ki o da hakikaten ‘yol’ a’bi! Ömrünüzün yollarda geçtiği bir hayat düşünün. 3 saatinizin kafadan yola gittiği ve planlarınızda bunu es geçmeden kıpırdamayı bile düşünemediğiniz yazılı olmayan bir kural.

Ben İstanbul’u gözlerim kapalı da dinleyemedim. Tekin değildi çünkü. Her an her şey olabilirdi.

Bunu İzmir’deki rahatlığımla kıyasladığımda daha bi fark ettim diyebilirim. Baktığında İzmir büyük şehir değil mi? Öyle. İzmir göç almıyor mu? Alıyor pek tabii. İzmir’ de kötülük yok der miyiz? Katiyen demeyiz. Ama iç huzursuzluk ve o survive mod İstanbul ve koşuşturmasıyla beraber geliyor.

Elini vicdanına koy da söyle ey İstanbul’lu! Hangimiz gece eve giriş saatimizi bile isteye erkene çekmedik, sırf metrobüste saçma sapan trajiler yaşamayalım diye. Buradan İstanbul’da kadın olmak alt başlığını girmek pek tabii mantıklı olurmuş. Ama bunun kadın olmanın yanında bir de insan, hayvan ve herhangi bir canlı olma boyutu var. Yani gelmeyin geldiyseniz de kalmayın kaldıysanız da gidin. Hayat İstanbul ile savaşmaktan çok daha anlamlı.

İstanbul bir challenger şehri.

‘Canını seven kaçsın!’ şehri 🙂

Velhasılkelam,,

İstanbul’u karalama kampanyamın sonuna geliverelim artık. Hiç mi güzel bir şey yok bu İstanbul’da demeye başlamalarınızı duyar gibi oluyorum çünkü.

Benim için İstanbul’u güzel kılan tek şey ailem ve ailemin birikimlerinden dinlediğim güzel anılar.

Olduğum nokta ile başladığım noktayı kıyasladığımda hala daha ben İstanbul’lyum diyemiyorum. Çünkü artık İzmir’li oldum. Her yeri gezmek veya görmek ile alakalı değilmiş mesela o şehirli olmak, onu da öğrendim. Ait hissettiğin yermiş senin şehrin. Bu sebepten sanırım ben zaten hiç İstanbul’lu olamayacakmışım.

Noktalıyorum. Bir sonraki yazıma dek benimle ve merakta kalınız:)

By:


Yorum bırakın