Bunun hakkında yazmaya birden karar verdim.
Bilgi güçtür, güçlü olun diye ve biraz da geçmiş bilgilerimin üstünden geçeyim diye konumuz budur. Başlayalım.
Ben şu an peyzaj mimarlığı 3. sınıf öğrencisiyim. Mimar olmaya son 1 yani :,D
2. sınıfta gördüğüm ağırlıklı bitki derslerinin meyvesi olarak fidanlık stajı yapmaya hak kazandım.
Kimileri buna amelelik dese de her 2. sınıfı bitirmiş bireyin kendi öz deneyimi olduğunu düşündüğümden buna amelelik diyemeyeceğim. Zorunlu olmasa da yapardım, staj; o bölümle alakalı sizi okul okumaktan bin kat daha bilgili yapıyor. Üzgünüm üniversitedeki öğretim üyelerim. Alaylı olmak>>>>
Bitkileri, satışından tutun üretimine, ordan tutun bakımına dek tanıyıp haşır neşir olduğunuz yerdir fidanlıklar. Benim bölümümün asıl konusu ya da mimaride kullandığım materyal ve mimariyi gerçekleştirdiğim asıl mekan olarak yeşille münasebet kaçınılmazdır. En azından Ege Üniversitesinde, bölümümün ziraat fakültesi çatısı altında bulunduğundan buna ağırlık epeyce fazla.
Gelelim detaylara.
Stajımı İstanbulda, ithal bitkiler ve satış konusunda epeyce prestijli olan Tunalı Fidancılıkta yaptım.
Çalıştığım fidanlık bakım da, üretim de yapmıyordu. Bu sebepten şantiye dediğimiz işin gerçekleştiği sahada bulunmadım diyebilirim. Bunun eksilerini de artılarını da ilerleyen noktalarda anlatacağım.
Stajım 25 iş günü olup, ücretsiz, zorunlu ve temmuz-ağustos aylarında gerçekleşti.
Staj süresince çok tatlı insanlarla tanıştım. Beni fidanlık ve bitkiler konusunda donanımlı hale getirmek için ellerinden geleni yaptılar, ki bu bir stajyerin mumla arayıp da bulamadığı bir tavır idi. Bu sebepten başta, başımdaki Peyzaj Mimarı Sibel ablama, sonrasında da tüm Tunalı Fidanlığına teşekkür ediyorum.
Elbette bana staj yerini özene bözene seçip bulan yine Peyzaj Mimarı, gelecekteki saygıdeğer meslektaşım Gamze ablama da minnetimi göstermesem ayıp ederdim :))
Şu an şuraya staj defterimi koyup dümdüz paylaşsam ne güzel olurdu. Onun da sırası gelir elbet, ya da geldi mi?
//Gelmemiş, gelecekteki sude onları taramayı unutmuş. Siz siz olun böyle kıymetli şeylere özenle yaklaşın.//
Stajım tek başıma, tek, bir ve 1 kişi olarak geçti. Bu konuda yaralıyım evet xd
Bu sebepten sohbet edeceğim insanların olmaması beni sadece bitki çalışmaya itti. İş etiği ve ultra saygılı biri(!) olarak telefonla geçireceğim zamanları hep en minimumda tuttum. Aralarda kitap okudum. Staj döneminde 3 kitap bitirmişimdir.
Zamanımın bir kısmını fidanlıktaki katalogları okuyarak ve bitkileri tanımaya çalışarak geçirdim. Katalogdaki bitki resimleri ile fidanlıktaki bitkileri bul oyunu oynuyordum. Bilmediklerimi bilenlere soruyordum. Öyle ki isim ezberlemek konusunda sulama, dikim, taşıma işleriyle uğraşan arkadaşa bile danışıyordum. Benden çok biliyordu her şeyi mübarak!
Şuraya bir antre parantez açmak istiyorum ki ‘Peyzaj işi’ herkesin yapabileceği, sermayesi olduğu müddetçe malına mal katabilecek ve en bilmeyeninin bile oldukça para kazanacağı bir iştir. Piyasada rekabetin sebebi ve Peyzaj Mimarlarının kendi işlerini yapamıyor olmalarının en büyük sebebi de budur. Alan çok ama kalabalık da.
Bir ‘bahçıvanı’ peyzaj mimarından ayıran yegane şey mimar olmaları dışında bitkilerin isimlerini latince bilmeleridir. Fidanlıkta hem yerel isimlerini hem de latincelerini öğrendiğimizden kaynaklı, staj ultra önemli konuma geliyor. Okulda öğretilen bitki bilgisi mlsf ki yetersiz hatta vasıfsız kalıyor. Tabii uygulama derslerine ağırlık verilmediği taktirde!
Stajda müşterilerle ilgilendiğim zamanlar olsa da genelde Sibel ablanın kuyruğunda dolanıp hem işin raconunu hem de gelebilecek potansiyel müşteri sorunlarını, isteklerini öğrenmeye çalışıyordum. Yanımdan asla ayırmadığım defterimle, güneşin göbeğinde, koskoca arazide turlayıp duruyordum.
Bu arada defter!
Çok mühim mesele. Sizi öne atar, her konuda. Hatta Sibel abla; ”Defter tutan stajyer mi olurmuş yahu!” demişti. Hala büyük onur duyarım ahaha
Çünkü sözün harbiden uçtuğu bir yer. Hele de bitkilere aşina değilseniz. Bazı günler Sibel abla sadece benim için tüm bitkileri tanıttığı ve sorular sorduğu turlar yapardı. Not almak imkansızlaştığında ses kaydını açardım. Tüm geliş-gidiş yolu boyunca onları dinlerdim. E defterimdeki yazılarla da bana yardım ederdi elbette ki. Dinleyip gün içinde neler yaptığımı düşünüp sonra bunları staj defteri niyetine, notlarıma kaydederdim. Pekiştirmesi amacıyla da sürekli fotoğraf çekerdim. İşi eğlenceli kılması adına sosyal medyada bitkilerin paylaşımını da yapardım. Sibel abla beni gün başında sınav yapacağını bildirir ve tüm gün benim olmadığım zamanlarda bitkilerin yapraklarından örnekler alırdı. Gün sonunda bana özenle kağıtlara bitkileri yapıştırdığı bir sınav hazırlardı. İsimlerini yazardım ve sonrasında da üzerinde kritik yapardık. Böylelikle yanlışlarımı da öğrenmiş olurdum.
Bir de sayın arkadaşlar; bu kadar emeğe karşı öyle bir sorumlu hissediyordum ki,, ben öğrenmeyeceğim de kim öğrenecek!
En büyük önerilerim bunlardır sanırım. Benim şansım, benden sorumlu peyzaj mimarının çok özverili ve ilgili olmasıydı. Ama bu her hevesli insana gösterilen tavırdır diyebilirim. Meraklı ve öğrenmeye açık olduğunuzu belirttiğiniz taktirde birileri elbet size bir şeyleri verecektir. Sonrası da almaya bakıyor;)
Staj boyunca yaşadığım olumsuluklardan da bahsetmek istiyorum. Öncelikle hava aşırı sıcak ve güneşli olduğundan dolayı çok kez başıma güneş geçtiğini biliyorum. Çalıştığımız yer toprak ve su ile birebir alakalı olduğundan her seferinde çamura bulanmış olarak evime gidiyordum. Yani size önerim, en sevdiğiniz kıyafetlerle falan gitmeyin. Benim tecrübelerim beni bunu uygulamaya itti.
Çalışanlar her zaman nazik olmuyor. Mobbing desen var. Bunun sebebi de benim vegan olmam idi. ‘Etçil’ bir toplumda yaşayınca mlsf bu tür şeyler yaşanabiliyor.
Müşteriler her daim kibar olmuyor mesela. Zenginlerle çalıştığımız, villaların olduğu bir muhitte var olunca ister istemez müşteri kitlesi de ona göre şekilleniyordu. Ama milyon liralık ağaçları, bisküvi alır gibi alan insanları görmek eğlenceli oluyordu tabii ki ehehe:D
Bir başka husus da fidanlığın neyde özelleştiğiyle alakalı artı ve eksi yönler;
Staj yaptığım fidanlıkta satış yapılıyordu. Sürekli bitkilerin taşınması ve yeni bitkilerin ilgili yerlerine yerleştirilmesi gibi durumlar söz konusuydu. İtalyadan ve çeşitli ülkelerden yorgun argın gelen bitkilerin susuzluğunun giderilmesi aşamasının bana düşen payını size burda anlatmayacağım. Amelelik noktasına burda giriyorum maalesef ki. Sulama yapmanın sefaletini aşamayacağım. Parsellerin sulanması ve bunun belirli saatlerde yapılmak zorunda olunması beni pert ediyordu. Karardım, kurudum. Ama sayısız podcast bitirdim ve ağaçlara konser verdim. İşin en keyifli ve en dinginleştirici kısmı bu idi diyebilirim :))
Üretim veya bakım asla yoktu. Bu da işin uygulama kısmını göremediğim anlamına geliyordu. Neyse ki onu ilerleyen günlerde Gamze ablamın kuyruğunda gezdiğim zamanlarda tecrübe edebildim. 0 bilgide kalmadık çok şükran;)
Konunun özeti niteliğinde birkaç cümle bırakayım şuraya;
Stajın ana amacı bilgi edinmek, bilgini ölçmek ve deneyim-network kazanmak. Geçirdiğiniz ve karşılığında para almadığınız bu deneyimden en maksimum verim almaya çalışmazsanız dümdüz enayilik yaparsınız. Önceden de dediğim gibi, zorunlu olmasa da yapardım. Okulda hiçbir şey öğrenmediğinizi de belirttim. Staj olmazsa olmazdır. Yine bahsettiğim gibi, bu süreçte ‘iyi bir öğrenci olmak’ çok mühim. İllegal olduğunu bile bile ses kaydı alıp tüm yolculuklarımı bunları dinleyerek, not alarak ve sorular düşünerek geçirdim. Elimin altındaki bilgi zenginliğini elimin tersiyle itmek yerine buna tutundum.
Çok sıkıcıydı. Sabah 8 den akşam 7 ye dek her gün aynı şeyleri farklı yollarla denedim. Staj defterinizi asla son günlere bırakmayın mesela. Patlarsınız.
Günü gününe yazdığım halde bazı günlerin hesabı karıştı diye tutuştum mesela ben.
Sadece bitkilere de odaklanmayın mesela. İnsan ilişkileri de çokça mühim. Kendinizi iyi pazarlamayı ve iyi tanıtmayı sadece davranışlarınızla mümkün kılabilirsiniz. Bunun ekmeğini- yani öğrenmeye açık, meraklı ve defteri olan bir stajyer olmayı xd- 3. sınıf staj yerimi son dakikaya bıraksam da bulmamla yedim. Bana İzmir’de cv/portfolyomu bile göndermeye yeltenemeyeceğim bir yeri ayarladılar. Hoş oraya gitmiyorum ama gücü görebiliyor musunuz?
Siz kimseniz insanlar onu görüyor ve size olduğunuz şekilde yaklaşıyorlar. Bu sebepten en başta da dediğim gibi;
Bilgi güçtür. Ve bu gücü; bilmeyi, öğrenmeyi seçerek elde edersiniz.
HUH!
Büyük büyük cümlelerimi kurduğuma göre, köşeme çekilebilirim.
Alın alın kullanın. Tecrübeyle sabit. Ama benden aldığınızı da göz önünde bulundurun;)
Bir sonraki yargı dağıttığım yazılarımda görüşmek üzere. O zamana dek merakta kalın;)
