SEÇEMİYORSAN SEÇME

Konunun ortama girişi, ahkam kesmeye geldim;)

//Bu yazının 28 Mayıs seçimleriyle alakası yoktur! Belki birazcık seçim sebebiyle psikolojim bozulduğundan bilinç altım beni taciz ediyor olabilir, o kadarcık!!//

Efendiler, ben kararsız bir insan olduğumu ‘seçmek’ zorunda kaldığımda öğrendim.

Hayat ben seçim yapamıyorum diye önüme hep seçim yapmam gereken şeyleri getirdi.

Neyden çekinirsen o şey dibinde biter derler.

Çok yönlü oluşum zaten ezelden beri seçim yapmamı diretiyordu bana. Ama hiçbir zaman bunu yapmak zorunda kalmamıştım. Ta ki önüme fırsatlar çıkana ve benim planaryavari bir şekilde parçalara bölünemeyeceğimi keşfedene kadar.

Nası şaka, biological şaka 😉

Bir kısım var ki; ”Gerçekten bir şeyde başarılı olmak istiyorsan onu hayatının merkezi yaparsın ve tüm hayatını ona adarsın.” fikrini savunur. Bu düşüncenin binbir çeşit örneğini sayarım size. Tarih disiplini, bu konuda bizim yar ve yardımcımız olacaktır pek tabii ki.

Ama benim tüm hücrelerim buna ve bu mentaliteye savaş açmış bulunmakta.

Ben de anlamlandıramıyorum ama çok şeyde başarılı olmak için her biri her şeye hücum ettiğinden, dizginlemekte zorluk yaşıyorum taktir edersiniz ki.

Çok yön cart curt derken o yönleri saymadan geçemeyeceğim. İşte benim lanetlerim;

Şarkı söyleyen süde

Dansçı süde

Fotoğrafçı süde

Peyzaj mimarı süde

Gitar çalabilen süde

Radyo televizyonla ilgilenen süde

Resim çizen süde

Felsefeyle ilgilenen süde

Blogger süde

Vlogger süde

Yönetici süde

Bilişime girişen süde

Videograf olacak süde

Gönüllü süde

Sosyal medyada aktif süde

Daha saymadığım şeyler vardır elbette. Anlayacağınız bu süde delirten süde. Bunlar beni hem öne atan, parlatan şeyler; hem de beni belli noktalarda sınırlayan şeyler.

Sanata dair her şeye ve şeyde ‘varım’. Bu bana sonradan gelmedi bu arada. Çok nadir yönleri sonradan öğrenmek istedim. Genelde yeteneklerim ve yetiştirilme şeklim benim yaptıklarımı seçti diyebilirim.

AMA

Buraya kadar süper egolu ve narsist olarak gözünüzde imaj çizdiğimin farkındayım. Hatta o kadar fena ki, iyi olan yönlerimi eleştiriyorum, işgüzar mıyım neyim?(!)

Değilim dostlar.

Her bir yönüm diğerini besliyor ve hepsi belli düzeyde olumlu ivme kazanıyorlar.

Eyvallah!

Ama inanın bana kaç parçaya bölündüğünüzün ve o parçaların toplanmasının ne kadar zor olduğunu tarif edemem. Kendimle yaşamak oldukça zor. Oldukça! Potansiyelim yok olmasın diye hırpalanıp duruyorum. Aslında biraz sakinleşsek fena olmaz,he?

Yaptığım her şeyi gelecekteki Sude tatmin olsun diye yapıyorum bu arada. Kendimi gerçekleştirme fikrine o denli bağlıyım ki, bunu düşünmeden bile artık reflekssel olarak gerçekleştiriyorum.

Yapacağım herhangi bir şey konusundaki başarılı olacağım fikrine o denli güveniyorum ki, yani kendime öyle bir güvenim var ki bu her şeyde istersem başarılı olurmuşum gibi hissetmemi sağlıyor.

Bu hem iyi hem kötü bir şey. Cesaretimi besleyen şey bu iken profesyonelliğimi bastıran şey de bu. Kimileri buna maymun iştahlılık diyor.

Ben demiyorum. Fırsat değerlendirme diyorum. Bana gelen şeyleri deniyorum. Bana gelmeden girişmek huyum değil, ki asıl kötü kısım da bu kanımca. Seçmiyorum, seçiliyorum.

Seçemiyorum çünkü seçildiğim şeyler yeterliliklerimi göz önünde bulunduruyor zaten. Yaptığım şeyler bana yeni ‘şeyler’ yaratıyor ve temeli zaten yaptığım ‘şeyler’ olduğundan kaynaklı, önüme zaten yapamayacağım bir şey gelmiyor. %50 bilgi sahibi olduğum şeyde bile bir ‘yaparım ya, yapılır’ cümlesi kurabiliyorum.

Bunu bilginin iki boyutlu olmasına bağlayacağım.

Bilgi hem yatayda hem de dikeyde olan bir şeydir. Yatayda edindiğin bilgi daha yüzeysel bilgileri tanımlar. Buna genel kültür diyebiliriz. Random bir şey hakkında sahip olman ‘gereken’ bilgiler bu kısımda yer alır.

Dikey bilgi çeşidi de daha derin bilgileri tanımlar. Bu mesleğin olabilir mesela. Hobin veya yaşamın olabilir. Yüzeysellikten çıkan bilgi birikimi,o şeyde derinleştiğin anlamına gelir. Buna yeri gelir ailen, yeri gelir yaşadığın ülke yeri gelir sen karar verirsin.

Ben ilgilendiğim şeylere karşı daha çok yüzeysel bilgiye sahibim. Haksızlık da etmeyeceğim şimdi kendime ama derinleştiğin nokta profesyonelliği içerdiğinden ‘aradayım’ diyemiyorum. İki uç nokta söz konusu, bu bağlamda ortada bir yerdeyim diyebilirim. Bunun en büyük sebebi zaman olabilir. Zaman ayırdığım çok ‘çeşitli’ şey var.

Bu önceleri daha büyük bir dertti benim gözümde. Dertti diyebilirim çünkü eyleme hiç geçmemiştim. Eyleme geçene kadarki kısmı o denli pişiriyordum ki, en verimli ‘pişme’ durumunu yaşayamıyordum.

Bakınız; en verimli pişme tabiri, işi yaparken öğrenmektir. Buna herkes katılır diye düşünmekteyim. Ben son zamanlarda, son 1 senedir diyelim, işi yaparken öğreniyorum. Yani artık bir şeyler eyliyorum. Eyledikçe yapmak istemek konumundan, yapıyor konumuna geçiyorsun ve yolda olduğun her süreç seni başarıya yaklaştırıyor. Bana göre ise yolda olmak, yani sürecin içinde olmak başarının ta kendisi.

Başarı tanımım nası ama, fiyakalı değil mi xd

Konu biraz dağıldı, toparlayalım.

Madem böylesin süde, sen de seçme dedim en son. Su akar ve yolunu bulur. Buluyor da.

Ama nasıl buluyor?

Yaptığın şeyi yapmaya devam ettikçe. Her zaman fotoğraf çekmeyi seven biri olmuşumdur. Bunun genetik tarafı vardı. Ben de bunu sadece yapmaya devam ettim. Bu yönümü her fırsatta öne attım. ”Aa bende kamera var seni çekmemi ister misin? AA telefonun çok iyi video çekiyor sana reels çekelim mi? Hocam dilerseniz ben gösterinin videosunu çekebilirim bende tripot da var hem.” Kendimi bildim bileli hep böyle kullandırttım yatkınlıklarımı. Çünkü başkaları için bir şeyler yapmayı seven tarafım bazı şeyler konusunda somut örnekler çıkarmamı sağlıyordu ve ben de ‘portfolyo ve deneyim’ kazanmak adına bu yönümü harmanladım yeterliliklerimle.

Fena da olmadı. Cesaretimi besleyen şeyin bir kısmını da bu oluşturdu. Boş bir özgüven değil benimkisi. ‘Enayilik’ ettikçe cesaretim arttı.

Bazı ‘enayi lan bu’ cular utanırlar mı, sanmam xd

Gel gelelim son duruma. Şu an çalıştığım yer ve işim, beni o denli meşgul ediyor ve etmesine izin veriyorum ki daha ileri götürmek adına sürekli uğraşıyorum.

Kendime asla fotoğrafçı gözüyle bakmadığım bir noktada, profesyonel bir fotoğrafçı oldum çıktım.

Bakınız profesyonellik tanımı: Bir şeye zaman harcıyorsan ve harcadığın zaman üzerinden bir şeyler-buna günümüzde para diyebiliriz- kazanıyorsan o şey nezdinde profsun.

Yukarıda hiçbir yerden alıntı yapmadım ama bilgi birikimim beni bu cümleyi kurmaya itti. Farklı düşünen feedbackte bulunursa günüm şenlenir 😉

Üstte saydığım südelerin genel görünüşünde epey bir süde eksilmesi var diyebilirim. Mesela gitar çalmıyorum artık. Hala elektro gitar istiyor muyum, evet. Hala youtube a içerik yüklemek istiyor muyum bu konuda, hell yeah. Ama ve lakin, bunu mesela dansın önüne koymuyorum.

Daha çok şu andaki südeyi pro kılmak uğruna uğraşıyorum. Bunu da çevremin beni yönlendirmesiyle gerçekleştiriyorum. Dansçı südeyi besleyen şey, topluluk. Dans kursu, çalıştığım yer ve dostlarım. Fotoğrafçı südeyi besleyen şey, bundan para kazanması, dansçı olması ve doğduğundan beri var olan aşinalığı. Şu an bu yazıyı yazan südeyi besleyen kendini bildi bileli yazması ve bir şeyler göstermeye, paylaşmaya, anlatmaya olan aşkı ve açlığı. Bir arkadaşım hatta beni bu konuda aydınlatmıştı. Influence etmeyi seviyormuşum. O kadar doğru geldi ki, kendimin zaten uzun zamandır orda olan yönünü keşfettim.

Velhasıl kelam. Seçmeyi sonraya erteledim. Yapmadan seçmek ne kadar mantıklı ki. Misal vereyim; bu, üniversiteye geçerken asla fikir sahibi olmadığın,, sağdan soldan duyduğun ve katiyen tecrübelemediğin bölümleri seçmek gibi bir şey. Yapmadan seçemezsin, seçersen ah be diyebilirsin. Belki demezsin, ama mantıksız bir risk. Riskler, altını doldurduğunda eğlenceli ve gereklidir.

//Bu cümlemi ileride destekleyecek miyim acaba, çok merak ettim.//

Seçemiyorsam seçmiyorum kardeşim, bana yapabileceğim şeylerle gelin!

Yazının sonuna geldik. Uzadıkça uzadı. İlk defa bu denli şahsımla alakalı bir yazı yazdım. Ama şşt, burası benim mekan. Henüz ‘sadece personel’ yazımı kaldıracak kadar geniş çerçevede değilim 😉

Bir sonraki yazıma kadar hazır, nazır ve merakta kalınız:))

By:


Yorum bırakın