Epeydir yokum

Bu başlık biraz beni buralara döndürmek için neden bulmak istemem ile alakalı. Productivity olaylarını, hayatımın seyri epeyce bir askıya aldı. Üretken Süde mazilere gömüldü sanki. Bunun yaşattığı boşluk hissi, sürekli bir şeylere koşturmak zorunda olunca bi tur geride kalıyor fakat arada bİ’ gelen harbi ulan; ” ben yazmayı severdim neden yazmıyorum” sorusu ile baş etmek durumunda kalıyorum elbette ki. Yazacak konuyu bulup çıkartmak inanın bana yazmaktan çok daha zor. Bu aralar ne yeni bir şeyler yapmaktayım, ne de dikkat çekici şeyler. Hayatım bir monotonluğa girmiş durumda. Elimde dans, fotoğrafçılık, okul ve topluluk dışında pek bir şey yok. Ne bir yerleri geziyorum, ne yeni insanlarla tanışıyorum ne de bir şeyde profesyonelleşme aşamasındayım. Böyle gidişatı bir çeşit muallakta olan ‘dolu’ südenin tekiyim. Ve inanın bana, bu döngü beni yok ediyor, haberim yok. Konfor alanıma kazıkla çakılmış gibiyim. Konfor alanımın ne kadar büyük olup olmaması da bir etken değil. Sonuç olarak alan alandır. Çizginin dışına çıkmam gerekiyor. Daha yaşım 22 ve olana bakın. Kendi krallığımın bana yettiği düşüncesine inandırılmışım ve aslında ne ya da kim olduğumu unutur vaziyetteyim. Bu yazıyı yazmak pek aklımdan geçmiyordu. Klavyede parmaklarım bana bu kelimeleri yazmamı söyledi ve evet, işte cümleler satırlarda. Elektro gitarım var biliyor musunuz? Bir zamanlar dansa mı bütçe ayırmalıyım elektro gitara mı sorusuyla kendimi sıkıştırıyordum. Elimde bir arkadaşımın şahane bir hediyesi ile tuttuğum elektro gitar, aylardır dolabımda ‘beni ne zaman çalacak’ diye bekliyor. Bunun yükü diğer her şey gibi omuzlarımda. Sanatçı yönümü çok derine gömdüm. İnanın bana artık dans bile yetmiyor. Dans artık başka bir boyutta benim için. Özgürleşme savaşı verdiğim ve bu savaşı verirken hem yapayalnız hem de bir ordu ile beraber hissettiğim bir alan. Sadece sanatla işlerin yürümediğini, işin içinde fiziksel yeterliliklerin girdiği ve hala bu gerçeğe şaşırdığım ama aşırı gerçek olan mental zorluklar mevcut. Bu mental zorlukların tek çaresi dans etmek. Antrenman dediğimiz o şairane olayı gerçekleştirebilmek. Özgürce konuşabilmek için bedellerin ödenmesi olayı ve bunu bedenini zihnini ve sanatını besleyerek yapmak. İşte dans tam anlamı ile bu. Özgürleşme çabası. Görünür olma isteği. Sanatının sana bir saygınlık yüklemesi olayı. İcra ettiğim sanatın dans olması beni çok ama çok tatmin ediyor. Bu sanatı geçmişteki müzikle bağlantım, bana bahşedilen müzik kulağım ve tutkum besliyor.

”Love, peace, unity and having fun”

Tam anlamıyla hip hop kültürünün özeti. Ve ben kim ne derse desin sadece hip hop hissediyorum. Hem de iliklerime kadar. Sevgi, barış, topluluk ve eğlence. Bunlara sahibim. Peki başka neye ihtiyacım var? Başka bir şeyler lazım gibi hissediyorum. Bende eksik bir şeyler söz konusu gibi. Özgürleşmemi kısıtlayan bir etken söz konusu fakat bunu hayatımdan çıkaramıyorum. Çıkardığım an daha özgür bir dansçı olacağımın bilinci altında yine ve yine eziliyorum fakat bazen bazı şeylerden vaz geçmek insanı yorar ya, bu da o çeşit bir dilemma.

Neyssee

Şu anlık bu konuyu ve serzenişlerimi askıya alacağım. Anlatacağım daha bir sürü şey mevcutta.

Hayatımda bir şeylerin ters gittiği inancındayım. Sonuçlardan bu çıkarımı yapıyorum. Gerek okul, gerek iş gerek de dans hayatım pek de yolunda sayılmaz. Gelin biraz bunlardan ve sebeplerinden biraz bahsedeyim.

Okulu önceliğe veriyorum şu an, çünkü daha yeni babamla bir sene daha okulun uzadığına dair bir konuşma yaptım. Ve evet, bu biraz umurumda biraz da değil. Değil çünkü bu kaçınılmaz bir gerçekti ve ben şaşırıp üzüldüysem de sadece kendimi kandırıyordum. Umurumda çünkü her sene kendime ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumu kanıtlıyorum ve benim her zaman dediğim gibi, bu hayatta en çok kendimi gerçekleştirememekten ve potansiyelimi kullanamamaktan korkarım. Ama şöyle de bir itiraf yapmak durumundayım ki, bu potansiyelimin yüksek olduğunun bilinci bende inanılmaz bir ”gevşeklik” durumu yarattı, yaratıyor ve yaratacak. Kendine güvenmek her zaman içi doldurulan ve her daim övülen bir durumdur fakat benimki artık boyunu aştı gibi hissediyorum. Ha hala iddialarımda ve söylemlerimde %100 kendi arkamdayım. Çünkü ben babamın kızıyım, yapabilirim diyorsam yaparım, yapamıyorsam da oldururum her türlü yapılır. Bu bir hizmet satanın ya da işverenin sahip olduğunda ona inanılmaz bir ‘güvenilirlik’ sıfatı yüklenmesine sebep olabilecek bir özellik.

İşi birine veriyorsanız, işinin ehli, size umut aşılayabilecek ve gözünüzün arkada kalmayacağına emin olduğunuz birine vermek istersiniz. Bu özellik, yani ‘rahatlıkla yaparız, çok kolay, halledilir ya’ söylemlerini sarf eden biri size güven aşılayacağından bu beraber çalışmaktan keyif alacağınız bir işe dönüşür ve gelin görün ki sorumluluğu üzerinizden alan birileri her zaman işinize gelir.

Bahsini açıp kapattığım güvenilirlik mevzusunu tekrar konuya çeviriyorum. Okul hayatım-yani projeler ve stüdyo derslerim baş tacım olaraktan- benim bu kafadan rahatlıklar biraz incelmiş ve kaçınılmaz sonla da inceldiği yerden kopuvermiş vaziyette. Kendime asla yakıştırmadığım dandik hatalarla gerçekten 5. sınıfı garantilemem beni sadece güldürüyor. Çünkü konunun başında da sözünü ettiğim gibi, potansiyelimi harcama düşüncesi beni benden alıyor hakikaten. Gelin senenin başından itibaren neleri yanlış veya eksik yaptığıma bakalım ve bir 4. sınıf südesinin akıbetini tartalım:

Dönemin başında ben yazın öğrenci köyünde kalmak için bir staj yaptım. Yaklaşık 15 gün kadar bu staja devam ettim sonrasında da haftanın iki günü gitmeye ve öğrenimime devam etmeye karar verdim. Hatta tüm okul derslerimi bu staj günlerimin planlamasına göre seçtim. Her şey başlarda güzeldi. Stüdyo eğlenceli ve eğiticiydi, insanlar tatlı ve verici ve yol da hiç ama hiç yormuyordu. Fakat bir noktadan sonra proje-3 ben ve proje grubumdan daha fazla zaman ayırmamız gerektiğini hissettirerek çok tatsız bir şekilde stüdyoyu bırakmama sebebiyet verdi. Tatsızlık benim saygısızlığım diyebiliriz, özellikle bırakmam gerektiğini vesaire konuşmadan direk gitmeyi bıraktım ve bu hala içimde kendi karakterime tükürmeme sebep veren olaylardan biridir. Fotoğraf stüdyosu stajı defterim kapandığında dans, iş, okul ve şehir dışı işlerim arttı elbette ki. Bir tur Bursa’ ya gittim geldim. Sonra Boss için Marmaris derken ilk dönem gümbür gümbür geldi hayatıma. O sırada tabii okul hayatım da gümbür gümbür modundaydı. Her şey efsane başlamıştı. Yaklaşımımız, yaptığımız kolajlar ve sunumlarımız hep tam gaz gidiyordu. Bu sırada bir de Hiphome ön büroda durma işim vardı. Cumartesi saat 10 da çiğlide olmam gerekiyordu ve cumartesi sabahı saat 6 gibi yurdumda olduğumu hesaba katarsak bu ricayı kabul etmem kendime yaptığım bir kötülük ve mantıksızlık diyebiliriz. Fakat bu hiphome a olan yakınlığımı ve oradaki dansçılarla-çocuk da olsalar- iletişimimi arttırdı. Bu sebepten bu 2-3 aylık deneyimi de olumsuz hatırlamak istemem.

Sonra yaşanan bazı tatsız meseleler de beni yıprattı diyebilirim. Şimdi hiçbiri hatırımda değil ama o zaman aldığım kararlar ve söylemlerimin şu anki düşünce yapımın temellerini atmış olduğunu söyleyebilirim. Kalbimin birçok noktada kırılması, sabrımın zorlanması ve bazı hayal kırıklıkları elbette gözümden mecburi olarak pembe gözlüklerin alınmasına sebep oldu.

Araya benim düşünce ve hedef yapımı tamamen değiştiren bir olayı eklemeyi unutmuşum. Senenin başında videograf olacağımı söylerken hatta bun aşşırı bağlı iken artık bunu söylemiyorum mesela. Bunda kamera durumlarının payı büyük. Bana alınan canavar ötesi ultra pahalı ve ultra yetenekli bir kameranın ellerimden kayıp gitmesi benim ‘videograf olacağım’ söylemlerimi sessize aldı. Bunun da mental anlamda zorluklarını yaşadığımı ve hala yaşıyor olduğumu söylemekten yana mutlu değilim fakat hayat işte, pek takmamak gerekiyor.

Önceki konuya dönecek olursam, ben ve şu hatalar. Okul bu süreçte başlarda anksiyete ve kaos yaratmasa da ilerleyen aşamalarda her bir grup üyemiz için yaratmaya başladı ve diğer dersler de işin içine girince işler çığırından çıktı. Grupça çalışmak, üretmek, fikir belirtmek cidden dünyanın en maharet gerektiren olaylarından olsa gerek. İki insan bile iletişim kurmakta zorluk çekerken 4 kişinin aynı konu üzerinde ortak bir paydada buluşması işleri çığırından çıkarıyor. Velhasıl kelam bu sorunlar kartopu etkisi yarattı ve işte, proje-3 onca emeğe ve uğraşa karşın benim ve grup arkadaşlarımın korkulu rüyası oldu. Ve kurtulamadık da işin can sıkıcı yanı. Seneye görüşürüz Adnan hocam. Size de iyi günler Şerif hocam. Bizler de sizleri görmekten şahane bir keyif alacağız.

İşin eğlencesine geldiğime göre bu konu da burada kapanmıştır. Fazla sulandırmanın gereği yok tabii.

Bu yazıyı yazmaktan yorulduğumu fark ettim an itibariyle. Epeyce bir serzeniş ve öz eleştiri içerdiğinden daha fazla yaptığım hatalara odaklanmak istemiyorum. Yeterince yüzleştiğimi düşünüyorum fakat gel gelelim çıktılar konusuna. Ne ders aldım tüm bu olanlardan?

Okul zekası veya potansiyeli yüksek insanlar için bile zorlayıcı olabiliyormuş. Disiplin ve sorumluluk bilinci her şeyin üstündeymiş ve gaz sadece belli bir yere kadar bizi taşıyabilirmiş. Yoğunluğum beni bir kafese sokmuş ve bu kafese konfor alanım demişim. Ve bu konfor durumu beni geriye çekmiş bi’habermişim. Sorumluluk almaktan kaçtığım her şey bir noktada bir yerlerimde patlıyormuş. Çok da bir yerlerime güvenmemem gerekiyormuş. Bu zamana kadar biriktirdiğim şeyler beni idare etmiş fakat artık büyük balıkların içindeyim. Yani gelişimin durması, onlara yetişememem demek ve onlarla da yarışamayacağım anlamına geliyormuş. Düzen, kanun, yaratılış. Her ne dersek diyelim, tüm bunlar gerçek ve maalesef ben her birini yaşamadan asla bünyeme alamıyorum. Kahrolsun deneyselliğim.

Ben daha fazla şey demek istemiyorum. Daha önce de değindiğim üzere, face to face durumu beni şu an bitkin düşürdü ve bir sonraki yazılarımın hala olmasını istiyorsam şu an burada kesiyorum.

Bir sonraki yazımı en az ben de sizler gibi sabır ve merakla bekliyorum. O zaman konu kim bilir ne olur, o konuya dek merakta kalın;)

By:

Posted in:


Yorum bırakın