selamlar merhabalar ve artık her nasılsa
ben bugün uzun zaman sonra yazmak istedim. Ne beni buna itti bunu biraz eşelemek istedim. Bir şeylerden bahsetmek ve paylaşmak istedim. Bendeki bu doğal dürtü epeydir sessiz sedasız suspus duruyor. Kendini bana hatırlattı, ufacık fısıldadı. Ben de onu dinlemek istedim.
Günlerim bir hayli ekran başında, do what you do mentalitesinde ilerliyor. Üretim artık çok azaldı, üretim çok detaylarda kayboluverdi. Güzel büyük ham düşünceler kendini ıssız bir adada benden uzakğa hapsetti. Yani küçük resim beni tüketir hale geldi, oysa ki büyük resmi artık göremiyorum bile. Sorgulamayı bırakalı epey oldu, ama bu nasıl oldu; sürece hakim değilim. Sadece, oldu işte. Yaratıcı tarafım çok minimalist kaldı. Yaptığım ve beslendiğim şeyler kümesi daraldı ve gel gör ki üretim de daraldı. Ufkum daraldı, nasıl oldu bilemiyorum ama cidden daraldı. Kendimi artık hafife almaya veya cesaretimi sorgulayan noktalarda buluverdim. Ama bu neyden ve nasıl oldu inan bilmiyorum. Çevrem beni beslemiyor, onu biliyorum. Gezmiyorum, yeni problemlerle karşılaşmıyorum, yeni insanlar tanımıyorum ya da yeni tatlar denemiyorum. Bir rutinin içine sıkıştım ve bu rutin beni beslemekten öte sömürüyor. Bu saçma loop u bana sorgulatan dna ma kodlanmış olan bazı gerçeklerdir. Durup durup gelen”bir şeyler üretmeliyim” dürtüsü dna mın bir parçası iken artık az kullana kullana, sesini duyuramadığımdan da mütevellit pes edivermiş pörsümüş kalmış vaziyette. Halbuki beni ben yapan belki de en yegane şey bu değil miydi yahu? ben mi kendimi oyalamışım bunca sene? Ya; bu soru dümdüz palavra da, insan kendini bu denli tutku barındıran bir gerçekle oyalayamaz ona da hemfikir olalım.
Gel gelelim tüm bu kargaşa ve kaosun olduğu monoton ve sıradan hayata. Beni besleyen insanlar bile yokken olduğum yeri yadırgamam, insanları aşağıda görmem ya da onları sevmemem bence gayet de olağandır. Çevremdeki insanları beslemek artık külfet. Kendimi beslemeyi çok severken nasıl öyle insanlara dönüştüysem, onlardan kaçtıkça kendime yaklaşacağım bir senaryonun inşaasını da başlatmış oluyorum. Kendimi hatırlama işi sadece ailem çevremde olduğunda bana tüm çıplaklığı ile ulaşıyor. Dostum, bu olaya bayılıyorum.
Fakat bu durumun bende yarattığı bir endişe de oluyor, çok zıt iki mekan nasıl olur da safe place e dönüyor. Gerçi aile evi hiçbir zaman safe olmadı, bunun sebebi de sürekli gelişmeni bekleyen insanların sende yarattığı bıkkınlık hissi. Bu his muhtemelen ara sıra, dozajında olduğu taktire beni beslemek için inanılmaz bir nimet oluyor. Buna minnet duyuyorum. Velhasıl kelam bu NŞA’daki hayatıma, yani aileden uzak kendi kurduğum hayata döndüğümde beni şaşkına çeviriyor. İnsan bu kadar mı konfor alanına sıkışıp kalmış olabilir yahu? Büyük olan konfor alanının da küçük olanlar ile aynı mantığa çıktığını söylememe gerek yoktur herhalde. Tek farkı sana konfor alanından uzaklaştığın algısını vermesi, ama aslında alanın içindesin, sadece çekirdekten uzaklaştın ama bu konfor alanından çıktığın anlamına gelmiyor.
Lanetler dizininden devam edelim. bknz büyük konfor alanı hala konfor alanıdır laneti.
Konuyu tepetaklak yapmak bile istemiyorum, konuyu böyle bırakıyorum. Sadece zihnimin akışını izliyorum.
Bugünün en verimli aktivitesi beden farkındalığımın seviyesini hissetmemdi. Bir çalışma yaptım, bir dans antrenmanı. Uzun süredir bilinçli bir antrenmanın eşiğinde bile değildim. Bu sebepten aldığım bu late night session at the rooftop konsepti beni gururlandırdı. Bilinci kenardan alıp tam anlamıyla ana getirdiğimdeki dansın da bende yarattığı hazzı deneyimlemek en az zone a girerek dans eden süde kadar beni keyiflendirdi. Bilinç içi antrenmanın bendeki yansıması da bende kontrol ve ego tatmini yaratmasıydı. Bilinçdışı da tamamen haz veren bir yerden geliyor bana, sonsuz anda kalmanın vermiş olduğu anlık haz. İkisi de paha biçilemez ve sahip olduğum, olurken minnet duyduğum diğer şeylere ekleniyor.
Birçok mikro ve makro düzeyde aldığım kararların bendeki yükü artık eski çocuksu sorumluluk bilincinden çok, sürece ait diyebilirim. Artık eskisi kadar ”başlamak kolay bırakmak zor” değilim. Artık başlamanın sorumluluğunun ya da bitirmenin yükünün farkındayım. Bu da beni büyüttü diyebilirim. Ya da büyüdüğüm için bunu yaşadım da denilebilir.
Büyümenin büyülü tarafı da olgunlukla karşılamak olabilir mi acaba. Ona dört kolla sarılmaktansa onu ağırbaşlılıkla selamlıyorum. Hoş bir şey, kontrol sende ve istediğin anı yaşatıyorsun kendine. Yaşım 25 oldu ve bunu artık belli şeylere yansıtabiliyorum.
Yaşım 25 oldu.
Yaşım
25
oldu
Bu blogu yazmaya ben tahminen 3 sene önce başladım.
Şimdi kontrol ettim cidden 2023 yılında başlamışım, şaka bir şey gibi
O zamanki yazı dilimi analiz ettiğimde şu anki ile benzer olduğunu seziyorum.
O zamandan beri çok şey değişti, bir o kadar da az şey değişti. Artık mutluyken veya üzgünken yaptığım şeyleri kestiremiyorum. Ya da artık daha gergin biriyim. Ya da çevremdeki indsanlar çok değişti. Eskisinden daha yüzeyselim. Ki oldukça yüksek bir derinleşememe sorunu çektiğimi hatırlıyorum. Şimdiye bakınca korkunç bir yere evrilmişim. Ama bunda olduğum devrin suçu da var diyebilirim. Olduğum kişidense devrin bana katkısı kötü idi, sağ olsun var olsun.
Yazmayı ne kadar da fazla özlemişim, parmaklarım adeta dans ediyor klavyenin üstünde. Bileklerim biraz yoruldu elbette ki ama gözlerim fıldır fıldır yani bilekler şu an önemsiz bir düzeyde. Başka neler anlatabilirim kaygısına düşmeden kendimi üretmek konusuna geri götürmek istedim. Sistematik olmayan üretimi artık bedenim istemiyor, zihnim zaten hiç var saymıyor onu. Yalandan diyor, yalancıktan üretme diyor. Ben de suspus oturup kalıyorum. O yüzden kendime sağlam bir tatmin kaynağı edinmeliyim. Sürekli yapacağım bir fikir tohumu ekmeliyim, onu sürekli sulamalıyım. Bana meyve vermesini umut ederek. Ama tutkularımı ve heyecanlrımı çok kaybettim. Hayattan dürüstçe bir şeyler istemeyeli çok oldu. İstemeden alınamayan bir dünyada isen, varlığının da pek değeri kalmıyor. Aslında çözümlerim ve adımlarım az çok kestirilebilir. Bana kötü veya saçma hissettiren şeyleri hayatımdan bir bir def etmek. Oldukça zor gibi duruyor çünkü bunlar tüm hayatıma musallat olmuş vaziyette. Ama toptan bir temizlik de şart. Ben değişmeden değişmeyecek çevrem, ben değişmeden değişmeyecek mesudiyet alayışım ve ben değişmeden değişemez olan hayatım… Bağlantılı olan yolları bir bir yıkmak ya da yeni yolları inşa etmek gün geçtikçe zorlaşacak ama bu sıkışmışlık beni bi 5-10 yıl daha götürsün istemiyorum, götürecek çünkü hissediyorum. Zaman zaten nasıl geçti kestiremiyorum bile. Sadece olacak şeyleri kestirebiliyorum ve bunlar beni ne tatmin, ne mutlu ne de hoş hissettirecek. Çevremdeki şeyler ve insanlar beni dibe çekiyor, bunun farkında olarak adımlarımı sağlıklı atmalıyım. Kararlarımı alırken bencilleşmeli ve stratejik oynamalıyım. Kalp atışlarımın hızı artmaya başlarken artık ilk yazıya başlamamın verdiği huzurda değilim. Artık rahatsızım. Tüm gerçekleri omuzlarımda ve solunumumda yük olarak sezdikten sonra biraz nefes almak adına yazımı sonlandırıyorum. Acımasız, realist ve biraz da matrak yazımı noktalandırırken yazmayı ne kadar özlediğimi bir daha belirtip kenara, kabuğuma, bana sığdığını düşündüğüm ve evim sandığım lanet olası kabuğuma çekiliyorum. Onu kırıp çırılçıplak kalıp sağda solda ait hissettiğim o evi, o kabuğu bulmak için gün sayıyorum, saygılar.
